Wednesday, April 22, 2009

1xHousism + Latife Hanım

Dün gece google timeline olayını deniyordum ki şunu buldum;
1925'te Time'da yayınlanmış Atatürk'ün boşanma haberi. Epey ilginç bir yazı;

Accounts disagreed widely as to the reason of the nuptial cleavage. Some said that Mme. Kemal, ardent feminist, mixed in matters that did not concern her and was apt to treat her spouse with high-handed masterfulness. Other accounts said that the wife had found the husband unbearable, had decided to live with him no longer, had herself sought the divorce. Official statements discreetly said nothing. All that was definitely known was that about three weeks ago Mme. Kemal left Angora precipitately. Ministers of the Government were present to bid her farewell, but the President was conspicuously absent. Latife Hanoum, 21, pretty, plump, short, graceful and possessed of "large, .luminous and altogether entrancing black eyes," is the daughter of Mouamerou-Chaki Bey, rich merchant of Smyrna, who once had connections with the New York Stock Exchange.

Latife, brilliant and vivacious, intelligent and accomplished, naturally interested the grave Mustafa. She spoke 'fluently English, French and German, and had mastered the Turkish language, an uncommon achievement for a modern Turkish woman. Moreover, she profoundly believed in the enlightenment of her sex in Turkey. Her object was to bring Turkish women to the social and cultural level of Western women and, en route, to destroy traditions (many of which were not sanctioned by the Koran) which had for centuries bound women to men as slaves. Moreover, she was an heiress.

Bir de dün gece izleidğim House bölümünden (4x03) bir Housism;

Cuddy: How Advanced is pneumonia?
House: It's taking college courses.

PS. Köln'e gitmek üzere sabahın 5inde kalktım!

Monday, April 20, 2009

Low by Arda Collins

this is beautiful;

Low

It's not happiness, but something else; waiting 
for the light to change; a bakery.

It's a lake. It emerges from darkness into the next day surrounded by pines. 
There's a couple.

It's a living room. The upholstery is yellow and the furniture is walnut. 
They used to lie down on the carpet

between the sofa and the coffee table, after the guests had left.

The cups and saucers were still.

Their memories of everything that occurred took place 
with the other's face as a backdrop and sometimes

the air was grainy like a movie about evening, and sometimes there was an ending 
in the air that looked like a scene from a different beginning,

in which they are walking.

It took place alongside a scene in which one of them looks up at a brown rooftop
early in March. The ground hadn't softened.

One walked in front of the other breathing. 
The other saw a small house as they passed and breathed. The 
     reflections in the windows

made them hear the sounds on the hill: a crow, a dog, and branches—
and they bent into the hour that started just then, like bending to 
     walk under branches.

GPS Device Ad



NP: The 3rd And the Mortal - Hollow

Sunday, April 19, 2009

House Döngü'sü devam ediyor

House'un tüm bölümlerini sürekli döne döne izliyorum. Diğer bir kaç dizinin güncel bölümleri hariç izlediğim şeylerin büyük kısmını da bu "rerun"'lar oluşturuyor. Bu sabah, dün gece başladığım ve daha başında uykuya daldığım, 3x20 Resignation bölümünü seyrettim.

Wilson'ın 26 yaşındaki bir kadın için "vay be ne kadar genç, ah ah" modunda iç çekişi geleceği düşünerek depresif edebilecek bir laf. Bu arada kanımca House'un hatunla barda buluşması da daha çok kullandığı antidepresanın etkisi; tıpkı bölümün sonlarında Foreman'a gidip "dur, gitme, kal bu şehirde" demesi gibi. Foreman ise gitmeyi kafayı koymuştur; House ancak bu konu ile dalga geçerek, en azından kontrolü altında tuttuğunu sanmaya devam edebilyior Foreman'ı;

House: Unless your body can't finish out the fight. Maybe it goes a couple of rounds, then gives up.
Dr. Chase: Why would it give up?
House: Maybe its name is Foreman.

Bir de bugün 500 tane Lifehacker makalesi okudum. Bayağı güzel şeyler çıktı aralarından. Reader'dan share ettim ben de.

Saturday, April 18, 2009

Ayrılık Zamanı aka "Güçler Birliği'ne son veriyorum!"

Sıcak bir yaz akşamıydı ona ilk dokunduğumda. Hava yaklaşık 16 derece. Sıcak bu kadardı o zamanlar, o yerlerde. Bir kağıt parçası vardı bıçağın üzerindeki kanı sildiğim; kız ismi filiz erkek ismi tohum yazıyordu ufaktan. Büyükçe ise 14 Ağustos yazıyordu, 2005.  Dokundum ona. Kapağını açtım ve SimKart'ımı yükledim. 

O an benim için voltron birleşmişti ilk kez. Eski kameram, mcd player'ım... Hepsine bir elveda çektim. Sony Ericsson w800i benim için Güçler Birliği idi. Ne resimler çekti 4 yılda, ne şarkılar çaldı, ne mesajlar gördü. 

Ama şimdi her şey çok farklı. Anlıyorsun değil mi? Çok şey değişti, ufak çizikler oluştu lensinin kenarlarında belki senin sadece. Ama o zamandan beri performansı düşmeyen bir sendin ilişkimizde. Genç bir öğrenci idim, bol bol dolaşır idim. Şimdi öyle mi, ha? İşe gidiyorum, işten geliyorum, haftasonum farklı, gecem farklı, gündüzüm çok çok fakrlı bebeğim. Senin o portakal çillerin aynı bir tek. Sorun sende değil, bende. Biliyorsun değil mi? 

Ah, kız olsan çok daha kolay olurdu açıklamak. Neyse, imkansız aşklardayım zaten be güzelim. Önce bir telefon sevim; daha çıkmadı.  Sonra güçleri ayırmanın zamanıdır dedim. Bir Mp3 player beğendim, okyanus var aramızda. Nokia N97'i daha bir süre çıkarmayacak sanıyorum, Zune ise ancak yeni jenerasyonu ile sene sonunda Avrupa pazarına girecekmiş.

Ne yapacağım bilmiyorum.

Ufak bir reism seçkisi ile sonlandırayım bari, saygı kuşağı olarak;




Tuesday, March 03, 2009

kısa kısa ama çok da kısa olmadan (no caps today ma'am)

Geçen haftasonu Ebru geldi. Cuma ve cumartesi gecesi bende kaldı. İkisinde de sabahın ilk ışıklarına kadar eğlenip sonrasında kendimizi buranın hamburgercisinde bulduk. Bir nevi "a tribute to bambi" durumu.

Az önce Aachen - Antwerp tren biletimi aldım bu cuma için. Kaya da araba kiraladı cuma-pzts arası. Cuma gecesi Antwerp'e eğlenmeyi öğretitkten sonra. Cumartesi+pazar öğlene kadar arabayla belçika turu; Pazar öğleden sonra Aachen'a arabayla geliş. Kaya ile Aachen'ı geziş ve geceyi evimde noktalamak. Pazartesi sabahı arabayla işe gidecek Kaya, beni de bırakır belki ;)

I am left heartbroken by my proxy for love. It was nice. I know we'll keep doing things and it, but I will no longer long to keep it as "we", honestly I will just demolish it for good as soon as I slide into a state of being where I won't need a proxy for love. Or probably I should do the former to have the latter...

Bu yaz Rockwerchter'e gidiyorum. İşe 12 Temmuz'da döneceğime göre rockwerchter sonrası Avrupa'nın güzel bir noktasında "chilling" mod takılabilirim. Aslında Temmuz'da olunacak en güzel yer İskandinavya'dır. Belki ikna olur bu sefer gelmeye...

TvTorrents kredilerim çok eriyor.

Çok güzel bir Café'm var, hep gittiğim. Café Kittel, PontStrasse üzerinde. Ebru'yu da götürdüm. Hastası oldu. Bu akşam da iş çıkışı tren biletleirni aldıktan sonra oraya gittim. Domates çorbası içip, ufak bir espresso arası üstüne Veltins'le devam ederken bir yandan yarın için olan Alamnca ödevimi yapıyordum. Verdienen'in salak perfekt formunu hatırlamadığım için bi' tane şık eksik kaldı. Aman...

Haftasonu saten yorgan ve ve yastık kılıfı aldım. Gelecek haftada kocaman bir yatak ve matras(?) alacağım ve bu ufak tek kişilik yatağı atacağım. 

Çekik'i öldürmeme az kaldı.

Şubat'ın 28 çektiğini unuttuğumdan kiramı geç ödedim.

Ağustos'da dünyadaki 10.000'ince günümü kutlayacağım. Lütfen Venom - 10.000 Days in Sodom'dan başka bir şarkı bulun bana o gün dinleyecek!

Postaneden epey pul aldım geçenlerde, mektup yazasım var. Kime yazasım olduğu konusunda fikrim yok. Adresinizi email atabilirsiniz levent.tuter@cimaeyl'a

Dün son clone wars bölümünü izlerken şu gözüme çarptı, şirindi;



NP: 
VNV Nation - Kingdom
VNV Nation - Rubicon
VNV Nation - Saviour
Depeche Mode - It's No Good

Screw you Twitter, I am No Bird, I am a Number!!!

Bir süre ihmal ettim blogumu. Hangimiz etmiyoruz ki? Eh tabi, blogun yoksa etmezsin; bana bunlarla gelme.

Neyse.

En son yazdığım 3-4 blog girdime baktım, zaten saçmalıyormuşum; bunu gördüm. Cidden, daha tutarlı işler çıkarmayı beklerdim. Yani böyle kişisel günce tadında işler vermek, link paylaşmak filan; tamam aramalar vs. saolsun siteye "hit" getiriyor ama ne ki yani? Bir şey yok ortada.  Hem feedback almak, hem de daha rahat yayılması açısından friendfeed/twitter güzel şeyler bunlar, kabul edeceğim bunu evet.

Bir yandan da şimdi twitter'a şu şekilde bir şey yazmak da saçma gibi geliyor düşününce;
Yeni projem gereği 2 ay boyunca HQ'da labda process geliştireceğim için Aachen'da kalacağım belli oldu [Çin ve Ohio ertelendi]. Bende bu fırsattan istifade Almanya'da yokum diye yazılmadığım Almanca kursuna yazıldım hemen ve derslere gitmeye başladım. Hocaya vuruldum, derse konsantre olamıyorum.


Sona doğru hafif kurgusallaşan, ama kişisel bir olay anlatan ufak yazılar, gitmiyor sanki twitter'a. Ama diğer yandan bu şekilde ufak bir biberleme dışında bir olayı olmayan cümleler bütününü de bloga koymak sığ, sıkıcı, ve so uncool* geliyor nedense. 

Bir yandan şu andaki girdim de özle girilen ilkokul seviyesinde bir münazaradan ibaret. Yoğurdun kırmızı olduğunu kanıtlasa biri bari. Ya da, münazara için başka örnek veremeyen insanların nasıl edebiyat hocası olduğunu açıklasın, ne bileyim ben.

Okuyan da New York Times'ın çehresini değiştiriyorum sanacak. Ben gene entropik bir şekilde bir şeyler saçmalarım. Kafaya takmamak lazım.

* uncool'a yıldız koydum. Zira geçen gün bir şeyler yazarken kendime, bazı Türkçe kelimeleri aramak yerine aklıma ilk gelen İngilizce kelimeyi yazmaya başladığımı gördüm. 3 yıl önce eski sevgilim bayağı bir çaba sarf ederek beni, o şimdilerde okul içi olmayan durumlarda kullanıldığını gördüğümde rahatsız eden, Boğaziçi Tarzancamdan arındırmıştı. Hatta bunu hatırladım geçen gece. Onu arayıp, teşekkür mü etsem dedim. Zira zamanında ilişkide olmanın dayanılmaz rahatsızlığı içinde durumu alt metinler ile değerlendirmiş, içten bir teşekkür etmemiştim; belki o zaman gerekmiyordu da. Şimdi ama öyle hissettim fakat durumun çok awkward olacağını farkedip, konuyu skip ettim. Next time artık. `:şaka swh` 

NP:
VNV Nation - Cold
VNV Nation - Frika
VNV Nation - Kingdom

Sunday, February 08, 2009

I Respect You Max!

I am watching Michael Cera's Christian Bale Parody like ten times a day, and I must admit, I can't get enough of it!


BTW, have seen his personal project? Clark and Michael!

Saturday, February 07, 2009

parking for jews


9-12am only though :)

NP: Athena - Bırak Gitsin

Friday, February 06, 2009

house is always right

-he only thinks he loves me
-it's the same thing



+my guess for House M.D. 5x15;
Cuddy's gonna jump Wilson.