Sıkıcı ders kitaplarının genelde kendilerinden de sıkıcı önsözleri olur sanmıştım hep. Bu sebepten çok önce bıraktım onları okumayı. Neden bilmiyorum, geçen gün bir değişiklik yapıp yeni aldığım bir ders kitabının önsüzüne bakmayı denedim ve hoş bir sürprizle karşılaştım. Çok etkileyici başlayan ve gideceği yere çok güzel giden bir önsüzdü bu.
İlk paragraftan sonrası kitabın konusuna bağlanarak genişlese de ilk okuduğunuz cümleler o kadar farklı kapılar sunuyor ki... Daha uzatmadan çevireyim ilk paragrafı özgün bir şekilde;
"Geçmişe doğru baktığımızda, toplumların yaşam tarzlarının, kültürel anlayışların değişimlerinin günümüze yaklaştıkça hızlanarak arttığı hissine kapılırız. Bu düşüncenin sezgisel bir şeyden öte olmadığını da iddia etmek yanlış olmaz, bahsettiğimiz değişimleri ölçmenin zaman içinde objektif bir yolu olmadığı ve döneme ait bilgi olmadığı düşünüldüğünde. Bir de günümüzde her an ile ilgili ne kadar çok fazla bilgi ve haberle bombardımana tutulduğumuz dikkate alınırsa... Değişimler gerçekten de üstel (exponential) bir formda artabilir mi? Ya da daha da çabuk sonsuza yaklaşabilirler mi? Burada şunu hatırlamakta yarar var; doğada hiçbir şey sonsuza gitmez! Demek ki bu değişimlerin açıklaması içinde henüz bizim etkisini sezemediğimiz bir terim var, gelecekte farklı şekilde düşünmemizi sağlayacak olan değişimlerle ilgili. Doğa kanunlarını düşündüğümüzde bir süre sonrasında yavaşlayarak artan ve sonunda bir sabit çevresinde salınan bir form bekleyebiliriz."
Kabul ediyorum, bazı fiziksel fenomenlerle haşır neşir olmayanlar için ne demek istendiği çok açık olmamış olabilir. Bu yüzden kısa bir şekilde, fizikle çok alakası olmayanlara basit bir şekilde anlatmak
istiyorum öngörülen davranışın neye dayandığını;Hepimiz ışık hızını biliyoruz; bir maddenin ulaşabileceği en yüksek hız. Görelilik kuramının oturmasıyla ortaya çıktı bu kavram. Öncesinde yüzyıllar boyunca Newton Mekaniği'nin kurallarıyla çalıştığını düşündük evrenin. Yani neydi; E~v² . Enerji her zaman hız ile bir orantı içindeydi; sonsuz enerji ile sonsuz hıza ulaşabiliyordunuz. Fakat Einstein bunun bir limiti olduğunu fark etti, doğadaki pek çok başka şey gibi. Sonunda ne kadar enerji verirseniz verin ışık hızını geçemezsiniz. Yazarın dediklerini de benzer bir analojide düşünebiliriz. Öyle bir noktaya ulaşacağız ki ne kadar zaman geçerse geçsin belli bir seviyenin ötesine geçemeyeceğiz bilimsel ilerlemede!
Birçok açıdan karşı argümanlar geliştirilebilecek bir sav bu, şimdi bunları sıralamak niyetinde değilim. Sadece bu yazıyı başta buraya taşıma nedenine geleceğim. Dediğim gibi birçok kapı içeren bir odaya çıkardı beni bu kısım. Pek çok soru ve verilecek birçok farklı cevap var. Günümüzde yaşayıp, geleceği hayal etmekten korkmamak bugün içinde çok daha güçlü bir duruş ve düşünce biçimi kazandırır bize, buna inanıyorum. Bu nedenle bu kapıları dolaşıp geleceği hayal ederken bir yandan da o zamanı günümüze getirmek, gelen kısımlarını fark edip bunun tatminliğini yaşamak, gelmemiş kısımlarını yakalayıp bunlar üzerinde çalışmak haz veren şeyler.
Bilimsel gelişimde doygunluğa ulaştığımızda sonraki adımımız ne olacak diye düşündüm ilk kapıyı açınca. Birikmiş o kadar fazla bilgi olacak ki eminim bunların mevcut uygulamalar içinde nasıl daha verimli, yararlı kullanılacağını saptamak bir yarışa dönüşecek. Bilimsel gelişim Çin Seddi uzunluğunda bir yapıya herkesin belli noktalardan ufak Lego parçaları ekleyerek üst üste yığmasıyla yükselen bir yapı gibidir. O kadar parça arasında çok güçlü parçalar bazen taşıyabileceğinin çok altında yük taşırlar; onları bulup onlar üzerinde yükselecek uygulamaları hayata geçirmek, birikmiş bilgiyi kullanmak derken bahsettiğim şeyin ta kendisi. Günümüzde de çeşitli şekillerde yapılıyor bu; eldekileri daha verimli, daha kullanışlı olarak tekrar bir araya getirme mücadelesi... Hiç bir teknolojik yenilik taşımayan sadece tasarım unsuru ve yapı malzemesinin güvenliği ile temiz, doğal, güzel görünümlü AM/FM radyolar, dijital müzik çalarlardan çok daha pahalıya satılıyorlar; fiyatın da bir biçilen değer etiketi olduğu hatırlanırsa insan doğasında her zaman bazı niceliklerin öncelikli olduğunu bir kez daha görebiliriz. Başarı her zaman bir yenilik sunmak değil; bazen çok eskiden beri olanı hiç ele alınmamış bir açıdan sunmaktır.
Bir kapıdan girip, ufak bir tahmin yapıp, günümüze gelip tespitler yapmak; küçük bir zihin jimnastiği. Kurgu içine bilginizi koymak değil de; kurgu içindeki bilginizi ortaya çıkarma çalışması. Bilimkurgu edebiyatı meraklısı biri olarak, bu kapıları dolaşmak, başka yazılarda gizli kapı dolu odaları bulmak, benim için heyecan verici anlar. Umarım siz de kapıların arkasındakileri merak ediyorsunuzdur.
İyi yolculuklar.
Referans:
Emil Roduner, "Nanoscopic Materials", 2006, RSC Publishing
NP: Megadeth - Tears in a Vial





