Tuesday, February 27, 2007

Paskalya Kapılarındaki Kurt Delikleri

En güzel sürprizler hiç döneceğimizi sanmadığımız köşelerin ardında bizi bekliyor olsa gerek diye düşünmüşümdür, umudu çoğu zaman küçümseyen biri olan kendimle çelişerek. Hiç kullanmadığımız kestirme yolun üzerinde, en sevdiğimiz tatlıyı yapan o dükkânı keşfetmek gibi bir şeyin umudunu taşımak çok da kötü değil dürüst olmak gerekirse. Kim bilir neler kaçırdık o sokaklardan girmeyerek, diğer hoş sürprizlerin sarhoşluğu dolaşırken damarlarımızda, eğer şanslı olduysak o kadar.

Sıkıcı ders kitaplarının genelde kendilerinden de sıkıcı önsözleri olur sanmıştım hep. Bu sebepten çok önce bıraktım onları okumayı. Neden bilmiyorum, geçen gün bir değişiklik yapıp yeni aldığım bir ders kitabının önsüzüne bakmayı denedim ve hoş bir sürprizle karşılaştım. Çok etkileyici başlayan ve gideceği yere çok güzel giden bir önsüzdü bu.

İlk paragraftan sonrası kitabın konusuna bağlanarak genişlese de ilk okuduğunuz cümleler o kadar farklı kapılar sunuyor ki... Daha uzatmadan çevireyim ilk paragrafı özgün bir şekilde;
"Geçmişe doğru baktığımızda, toplumların yaşam tarzlarının, kültürel anlayışların değişimlerinin günümüze yaklaştıkça hızlanarak arttığı hissine kapılırız. Bu düşüncenin sezgisel bir şeyden öte olmadığını da iddia etmek yanlış olmaz, bahsettiğimiz değişimleri ölçmenin zaman içinde objektif bir yolu olmadığı ve döneme ait bilgi olmadığı düşünüldüğünde. Bir de günümüzde her an ile ilgili ne kadar çok fazla bilgi ve haberle bombardımana tutulduğumuz dikkate alınırsa... Değişimler gerçekten de üstel (exponential) bir formda artabilir mi? Ya da daha da çabuk sonsuza yaklaşabilirler mi? Burada şunu hatırlamakta yarar var; doğada hiçbir şey sonsuza gitmez! Demek ki bu değişimlerin açıklaması içinde henüz bizim etkisini sezemediğimiz bir terim var, gelecekte farklı şekilde düşünmemizi sağlayacak olan değişimlerle ilgili. Doğa kanunlarını düşündüğümüzde bir süre sonrasında yavaşlayarak artan ve sonunda bir sabit çevresinde salınan bir form bekleyebiliriz."

Kabul ediyorum, bazı fiziksel fenomenlerle haşır neşir olmayanlar için ne demek istendiği çok açık olmamış olabilir. Bu yüzden kısa bir şekilde, fizikle çok alakası olmayanlara basit bir şekilde anlatmak istiyorum öngörülen davranışın neye dayandığını;
Hepimiz ışık hızını biliyoruz; bir maddenin ulaşabileceği en yüksek hız. Görelilik kuramının oturmasıyla ortaya çıktı bu kavram. Öncesinde yüzyıllar boyunca Newton Mekaniği'nin kurallarıyla çalıştığını düşündük evrenin. Yani neydi; E~v² . Enerji her zaman hız ile bir orantı içindeydi; sonsuz enerji ile sonsuz hıza ulaşabiliyordunuz. Fakat Einstein bunun bir limiti olduğunu fark etti, doğadaki pek çok başka şey gibi. Sonunda ne kadar enerji verirseniz verin ışık hızını geçemezsiniz. Yazarın dediklerini de benzer bir analojide düşünebiliriz. Öyle bir noktaya ulaşacağız ki ne kadar zaman geçerse geçsin belli bir seviyenin ötesine geçemeyeceğiz bilimsel ilerlemede!

Birçok açıdan karşı argümanlar geliştirilebilecek bir sav bu, şimdi bunları sıralamak niyetinde değilim. Sadece bu yazıyı başta buraya taşıma nedenine geleceğim. Dediğim gibi birçok kapı içeren bir odaya çıkardı beni bu kısım. Pek çok soru ve verilecek birçok farklı cevap var. Günümüzde yaşayıp, geleceği hayal etmekten korkmamak bugün içinde çok daha güçlü bir duruş ve düşünce biçimi kazandırır bize, buna inanıyorum. Bu nedenle bu kapıları dolaşıp geleceği hayal ederken bir yandan da o zamanı günümüze getirmek, gelen kısımlarını fark edip bunun tatminliğini yaşamak, gelmemiş kısımlarını yakalayıp bunlar üzerinde çalışmak haz veren şeyler.

Bilimsel gelişimde doygunluğa ulaştığımızda sonraki adımımız ne olacak diye düşündüm ilk kapıyı açınca. Birikmiş o kadar fazla bilgi olacak ki eminim bunların mevcut uygulamalar içinde nasıl daha verimli, yararlı kullanılacağını saptamak bir yarışa dönüşecek. Bilimsel gelişim Çin Seddi uzunluğunda bir yapıya herkesin belli noktalardan ufak Lego parçaları ekleyerek üst üste yığmasıyla yükselen bir yapı gibidir. O kadar parça arasında çok güçlü parçalar bazen taşıyabileceğinin çok altında yük taşırlar; onları bulup onlar üzerinde yükselecek uygulamaları hayata geçirmek, birikmiş bilgiyi kullanmak derken bahsettiğim şeyin ta kendisi. Günümüzde de çeşitli şekillerde yapılıyor bu; eldekileri daha verimli, daha kullanışlı olarak tekrar bir araya getirme mücadelesi... Hiç bir teknolojik yenilik taşımayan sadece tasarım unsuru ve yapı malzemesinin güvenliği ile temiz, doğal, güzel görünümlü AM/FM radyolar, dijital müzik çalarlardan çok daha pahalıya satılıyorlar; fiyatın da bir biçilen değer etiketi olduğu hatırlanırsa insan doğasında her zaman bazı niceliklerin öncelikli olduğunu bir kez daha görebiliriz. Başarı her zaman bir yenilik sunmak değil; bazen çok eskiden beri olanı hiç ele alınmamış bir açıdan sunmaktır.

Bir kapıdan girip, ufak bir tahmin yapıp, günümüze gelip tespitler yapmak; küçük bir zihin jimnastiği. Kurgu içine bilginizi koymak değil de; kurgu içindeki bilginizi ortaya çıkarma çalışması. Bilimkurgu edebiyatı meraklısı biri olarak, bu kapıları dolaşmak, başka yazılarda gizli kapı dolu odaları bulmak, benim için heyecan verici anlar. Umarım siz de kapıların arkasındakileri merak ediyorsunuzdur.

İyi yolculuklar.

Referans:
Emil Roduner, "Nanoscopic Materials", 2006, RSC Publishing



NP: Megadeth - Tears in a Vial

Sunday, February 25, 2007

Gezginlik Zamanları

Yaklaşık bir ay önce Kaya geldi Göteborg'a ziyaretime, yaklaşık 10 günlük bir süre zarfında oldukça eğlenceli maceralara daldık. Bir sürü sebep -hepsi de üşengeçlik- yüzünden yazamadım şimdiye kadar bunu. Ziyaret iki haftasonu ve aradaki hafta içi vakti şeklindeydi. Hafta içi benim okulum olduğu için Göteborg'da takıldık. Özellikle RockBaren'deki gecemiz oldukça keyifliydi. Onun dışında bol bol yemek yedik; hayvansı kahvaltılar yaptık;


İlk haftasonumuzda Norveç'in başkenti Oslo'ya gittik. Orada, Göteborg'da göremediği kara kavuştu Kaya Bey; hava -8 dereceydi gittiğimiz. Bayağı güzel fotoğraflar çektik.
Albüm için tıklayabilirsiniz.

İkinci haftasonu ise bu sefer daha sıcak bi yere gidelim diye düşünüp Fransa'nın güneyine; Akdeniz'e indik. Havanın 15 16 derece civarında değiştiği sıcak bir haftasonunda bir gün Marsilya'da bir gün de Aix en Provence'da geçirdik. Yerel pazardan kaşar bile aldık.


Fransa foto albümü de burada.
NP: Assemblage 23 - Naked

Wednesday, February 21, 2007

Sert Çıkmışım Blogger'a

Hatayı kabul etmek büyüklük gerektirir. Bu yüzden bazen hata olmasa da kabul ediyorum ki yeterince büyük olayım. ama genelde asıl hataları görmediğimden pek bi işe yaramıyor bu taktik.

Özlü sözlerden gideceksek; keskin sirke küpüne zarar! Gerçi durum tam böyle değil, hiç bir yere zarar geldiği yok. Hem neden bazı özlü sözler gramere uymaz bunu da anlamadım.
Ne diyordum, hah, geçen gün ben kızmıştım Google'a da. Gereksizmiş. Yeni getirdikleri Layout teknolojisini ftp ile (aha burası gibi) host edilen bloglara uygulamayacaklarını söyledikleri içindi. ama sonra farkettim ki siteyi gezen kullanıcıların sitenin nerede host edildiğinin farkına bile varmadan bir subdomain ile kendi serverlarına yönlendirerek, hem her sayfada domain'inizi koruyabiliyor, hem ftp'ye ihtiyaç duymadna dinamik ve yeni Layout teknolojili sayfanıza sahip olabiliyorsunuz.

Bir iki ufak sorun yaşanabilir diye, henüz bu blogu geçirmedim o sisteme ama yeni başlattığım güncel nanoteknoloji blogunu şu anda bu şekilde kullanmaktayım; http://nano.tuter.co.uk

Bir süre onun üzerinde test ettikten sonra burayı da yeni teknolojiye geçireceğim.

Gazamız mübarek ola, bre pehlevenlar.
mesela...

NP: Megadeth - High Speed Dirt (nakarak kısmına hassiktir diye eşlik edebiliyorsunuz)
bi de Captive Honour

Tuesday, February 20, 2007

İlginç Ziyaretçiler

Her ziyaretçi de google'dan ulvi ve bilimsel aramalar sonucunda ulaşmıyor siteye. Mesela küçük prodüktörler de var şekilde görüleceği üzere. Eminim ekibini tamamlar yakında.

Sunday, February 18, 2007

kodumun layout'u bloggera koim

NP:müzik işte

Blogger Service Update

Blogger hizmetimi yeni sürüme (eski beta) geçirdim. Bakalım neler daha farklı olacak. bu "label"lar nasıl çalışacak...
NP: Draconian - A scenery of loss

Wednesday, February 14, 2007

Therapy? - Misery; 11 Kısa Yıl, (ve onbirden çok daha fazla ve bir yıldan çok daha kısa ilişkiler)

1996 - Lisedeyken arkadaşımdan T? - Infernal Love albümünü ödünç almıştım. En sevdiğim parça "misery" olmuştu.
1999 - Aldığım gitarla baştan sona çalmayı öğrendiğim ilk şarkı.
2000, 18 Haziran - ÖSS'den sonra eve gelince dinlediğim ikinci şarkı (ilki Rainbow'un 77'de Dio vokaldayken kaydettiği canlı Mistreated idi, ki sabah sınava gitmeden gene önce de onu dinlemiştim)

Sonrasına devam etmeden, şarkının sözlerini yazayım;

Here comes the misery, yeah
Coming back to make me pay, yeah
I wanted you haunting me, but not just yet
Give the memories time to blossom into regret

You come to my house, I don't know what you're talking about
I owe you nothing, I owe you nothing, you say you need friends or something
Just shut up, I'm feeling guilty, get away from me I'm thinking
No way this again

You come and stand and face me, you're betrayed
Like I should say something or ask you to stay
And now you're gonna go all girlie on me
You always left me wanting, now I want you to leave

You can talk about the things that you say you left behind
While you lead me down dark alleys in the ghettos of your mind
You've got that look on your face, that I could never comprehend anyway

Fuck you, waste my time
And tell me that you're broken hearted now
A long way back to where you've been
You cry alone, martyrs alone

Here comes the misery, yeah
Coming back to make me pay, once again
I wanted you haunting me, but not just yet
You better go before I do something I regret

You can run, call the cops, cry your eyes out, give them the lot
You can say I marked your face, but you do these things to yourself anyway
I can never be with you, this is over, this is over, this is over, hey


Son zamanlarda yapmayı en sevdiğim şey sözleri çevirmek. Şu anda sözlük sekizinci yıl nedneiyle bazı başlıkları göstermiyor; o yüzden daha önce çevirip oraya yazdım mı emin değilim. Baştan çevirip çok farklı bir şey ortaya çıkarmayı umuyorum çünkü son zamanlarda içinde bulunduğum durum bu şarkının karakterleri içinde daha önce olmadığım bir role soktu beni.



Başımın belası gözüktü,
Yine geri geliyor canımı yakmaya.
Arkamdan koşmanı istemiştim, ama henüz çok erken
Anılarımızın ağacının pişmanlıklar açmasına müsade etseydin.

Evime geliyorsun, neden bahsettiğinden haberim bile yok!
Verecek bir şeyim yok sana, hiç bir şeyim. dosta ihtiyacın varmış...
Bi sus! Suçlu hissediyorum, git başımdan düşünüyorum
Bir daha asla!

Gelip, dikiliyorsun karşıma geçip; neymiş; aldatılmışsın!
Sanki bir şey demem gerekir gibi. Sana kal dememi sanırmışsın gibi
ve şimdi kadınlığını konuşturacaksın üzerimde
Ben seni isterken bırakıp gittin beni, şimdi ben istiyorum gitmeni.

Artık "geride" bırakmış olduğun şeylerden bahset
beni arklının ücra köşelerinde dar sokaklara gönderirken
yüzünde yine o bakış var, o hiç anlayamadığım bakış, herneyse...

Siktir git, vaktimi harcıyorsun
ve şimdi söylüyorsun; kalbin kırıkmış!
Anca gidersin evine,
Yalnız ağla, yalnızdır en büyük acıyı çekenler!

Başımın belası gözüktü,
Yine geri geliyor canımı yakmaya.
Arkamdan koşmanı istemiştim, ama henüz çok erken
Pişman olacağım bir şey yapmadan gitsen iyi edersin

Kaç, polisi ara, ağlan sızlan onlara,
façayı da benim attığımı söyle, hepsini sen yapsan da..
Asla olamam seninle, bitti bu, bitti, bitti!

2000 Ekim - eski sevgili geri gelmek ister. Bu şarkı dinlenir. Haftalarca...

Seneler boyunca bol bol dinlenir albümdeki diğer şarkılarla beraber. Bazen geri dönmek isteyen salak kişi olunur, bazen "siktir git" diyen.

2007-
NP: Therapy? -Misery

Monday, February 12, 2007

Cennet Kaybetti- Kutsanmış Bir Şey Yok

Paradise Lost'un Host albümün ikinci şarkısı Nothing Sacred'ın tamamen özgün şekilde yorumlayarak yaptığım çevirisi;

hayatım tam değil.
nedeni anlaşılır,
borçluyken hala almamın.
(ama) açıklayamıyorum.

fakat şimdi yine yanlış gidiyor gibi gözüküyor
fakat şimdi yine yanlış gidiyor gibi hissediyorum

hayatım, ah, o kadar soğuk ki
şimdi, yanlış anlaşılma...
geride kalıyormuşum gibi duruyor,
bütün rasyonel düşüncenin uzağında.

ama çaldın ve tekrar uzaklaşıyorsun benden
ama çaldın ve tekrar uzaklaşıyorsun benden

batmakta olana bile
tutunacak gücüm olmadan,
hepsi numaraymış gibi yapacağım.
açıklayabilirim artık.

fakat şimdi yine yanlış gidiyor gibi gözüküyor
fakat şimdi yine yanlış gidiyor gibi hissediyorum
fakat şimdi yine yanlış gidiyor gibi gözüküyor
fakat şimdi yine yanlış gidiyor gibi hissediyorum

müzik: gregor mackintosh
sözler/lyrics: nick holmes


NP: Paradise Lost - Behind the Grey

ufak bir ek;

crimson said...

paradise lost cennet kaybetti degil kayip cennet manasina geliyor bildigim kadariyla...


Genelde "Kayıp Cennet" şeklinde çevrilir. Bu şekilde yorumlanıp, çevrilebilceği gibi gramatik ve sentaks açısından "Cennet Kaybetti" şeklinde çevirmekte de hiç bir yanlış yoktur;
I lost.
You lost.
Paradise Lost.

Şarkının sözlerini de bire bir (mot à mot) çevirmedim, özgün derken bunu kasıt ediyordum.

Sunday, February 11, 2007

Ana Siteye Yeni Tasarım

Bayağıdır aklımdaydı tuter.co.uk sayfasını değiştirmek. Zira sayfa bir türlü vakit ayırıp yapamadığım projelere olan linkleriyle, her gördüğümde "ama, ama..." dememe yol açıyordu. Ayrıca yeni içerik eklemeye çalıştığımda, kolay kolay her şeye uymayacak tasarımı nedeniyle de beni zorluyordu.

Dün gece eve 4 gibi geldim. Artık alkolü bıraktığım için hala beyin fonksiyonlarımı kullanabilecek durumda oluyorum böyle gecelerin sonunda bile. Uykum yoktu; bari şuraya yeni bi arayüz yapayım dedim. E yaptım da. Yaklaşık 1-1,5 saat süren bir çalışamanın ardından şu andaki haline geldi.



Güle güle kullanayım.
Buradan bakabilirsiniz;
www.tuter.co.uk


NP: Travis Hit Me Baby One More Time