Thursday, August 30, 2007

Cennet Kaybetti - Toz ve Kül...

your beliefs shadow everyday (never again)
live and breathe, shelter and restrain (never again)

never wanted loss
my ever needing soul
never wanted blood...

you conceive tragedies innate (feel so revived)
you redeem fallacy remains (fear so in mind)

never wanting loss
never need control
never wanting love

could there be, something that your world depends on in me...

never wanted loss
my ever needing soul
never wanted blood...

could there be, something that your world depends on in me...
could it be, nothing that you learned from ash and debris?
inançların gölgeliyor yaşamını
yaşa ve nefes asl, kısıtlama kendini kabuğunda(bir daha asla)

kayıp verdirmek istemedi
ihtiyacı dinmeyen ruhum
asla kan istemedi...

trajediler kurgulamak
senin özünde (diriltir seni)
ödesen de diyeti leke silinmez (korku aklında)

asla istemeden kayıp vermeyi
asla dizginlenmeye ihityaç duymadan
asla sevgi istemeden

içimde senin bütün dünyanın bağlı olduğu bir şey olabilir mi...
felaketten, yıkımdan öğrendiğin hiç bir şey olmayabilir mi?

kayıp verdirmek istemedi
ihtiyacı dinmeyen ruhum
asla kan istemedi...


içimde senin bütün dünyanın bağlı olduğu bir şey olabilir mi...
felaketten, yıkımdan öğrendiğin hiç bir şey olmayabilir mi?

NP: Paradise Lost - Ash and Debris

Konser Modu: PARADISE LOST!

Sevgilimi de alıp tatile çıkıyorum bir 10 gün sonra. Duraklardan biri de Paris. 13 Eylül 2007'de de bu süper şehirde, şehirden daha da süper grup, aşmış ingliz Gotik Tanrıları PARADISE LOST sahne alacak. E tabi ki kaçırmak gibi bir olaslığımız yok.

En son Paradise Lost konseri 3 4 yıl önce bir mayıs günüydü. Konser haberini aldığım Ocak ayından itibaren sadece Paradise Lost dinlediğimi hatırlıyorum. Bu sefer biraz geç başlıyorum ama hala 15 günüm var!

En Paradise Lost konserinin setlist'ini buldum, gözlerim doldu ne yalan söyliyeyim;
The Enemy

Grey

Erased

Gothic

Ash And Debris

So Much Is Lost

Pity The Sadness

Enchantment

As I Die

Requiem

No Celebration

Praise Lamented Shade

Eternal

One Second

Embers Fire

The Last Time

Say Just Words
Abdullah Gül olsam dayanamam bu setlist'e, o derece!!
Allah be!

NP:Paradise Lost - The Enemy

Monday, August 27, 2007

Hürriyet: Her türlü görüsü bünyesinde bulunduran gazete!

Gittikce tek seslilige yakinsayan medyamizda türk basininin Hürriyet gibi yuz aki sayilabilecek bir gazete var ne mutlu ki! Hürriyet'i her zaman cesitli yonlerden bakan, hatta bazen taban tabana zit fikirlere sahip yatarlariyla taniyoruz. Asagida da bunun gun gibi acik bir kaniti var. Bundan suphesi olan okumayi burada biraksin! (zaten son cumle de buydu)

NP: Tehren - Last Moments

Gündemi yakindan takip etmem, geriden yorumlamayacagim manasina gelemez!

bana bu kadın seks düşünüyo dedirtemezsiniz
Gecenlerde, birisi* soyle yazmis kosesinde; "G-String giyen kadin her saniye seks dusunur". [* simdi ismini yazardim da cumlede zeka olmadigi icin ismi yazmaya da gerek yok bence]

Simdi, yorum ve elestiri getirmeden, once bu konu uzerinde bilimsel bir takim gercekler sunayim. Kadinlar her an seks dusunmez (kisisel -aci- tecrübe). G-String giyen kadinlar da, ozlerinde kadin olarak ele alinabilirler (bilimsel bir varsayim [ayrica tumden gelimin dibine vurmak])-. Bu varsayimla g-string giyen kadinlarin da her an seks dusunmedigini goruyoruz.

Fakat durum erkekler icin boyle degil. Ufak bir istisna disinda erkekler her an seks dusunur. Hatta, seks dusunduklerini sanmadigi anlarda da dusundukleri, cabaladiklari seyler de sonunda seksin kendisine ulasmak icindir.[1] Istisna disinda dedim, aciklayayim; ne kadar ironik ki erkeklerin seks dusunmedigi tek an orgazm sonrarasidir (kisisel -tatli- tecrube).

Tekrar sözumuze donelim; ; "G-String giyen kadin her saniye seks dusunur". Bu cümle dediklerimin birebir kanitidir iste! Her an seks dusunmeyen hic bir varlik bu tarz bir cumleyi kurup, gururla kosesine yazamaz. Yani, "erkekler her an -nerdeyse- seks dusunur" önermemi de kanitlamis beyefendi.

1. Chuck Palahniuk, Choke,
"For sure, even the worst blow job is better than, say, sniffing the best rose . . . watching the greatest sunset. Hearing children laugh."


NP:Terhen - Influences

Akademik Hayattan Endüstri Ortamlarina Gecis




Evet, akademik idealleri geride birakip cesitli sebepler (€, $, £) yuzunden calisma hayatina atilalim bari diyeli cok olmadi. Tabi, bu deyisi aksiyona da gecirdim. Bilenler bilir, bilmeyenler icin söyliyeyim 2 aydir, almanya'da Bosch Sensortec'te calisiyorum. Tabi bu degisikligin tek getirisi is sahibi olmak degil. Espri anlayisinizda da ufak degisiklikler oluyor. Mesela akademik zamanlar her gun girip baktigim "comic strip" sitesi PHD Comics'ti.












Artik, is hayatini bir muhendisin cercevesinden ti'ye alan Dilbert favorim. Dogbert ise en cok ozdeslestiridigim karakter kendimi. Torrentspy sitesinde 12 yillik bir arsivi de mevcut download etmek icin.



Siz de artik is seciminize gore birini secersiniz :)

Hastasi Olunacak Reklam Yerlesimleri











Tuesday, August 21, 2007

ve sonunda; Haftalardir Beklenilen Entry!

yok la bu degil, $aka yaptim.


Ofis hayati da nasil yoruyor biliyon mu karda$?

Saturday, August 11, 2007

Ufak bir basınsal gözükmenin ardından...

Zaman'ın çarşamba günü yayınlanan baskısında, önemli yazar Alev Alatlı'nın "kaleme" aldığı Sağ girdik, sağ çıktık, her şey yerli yerinde! başlıklı köşe yazısı yer alıyordu. Bu yazıdan bahsetme sebebim ise, yazıda da benim yer alıyor oluşum.

Zaman takip etmediğim bir gazete olduğu için -nedenini de siyasi görüş farklılıkları ve Zaman'ın arkasında duran isimler diye kısaca geçeyim- yazıdan ancak ertesi gün haberim oldu. O da şu şekilde; çarşamba günü internette adımı ve soyadımı arayarak websiteme gelmiş normalden 100 kat fazla kişi (yani sayıca 100 kişiden biraz fazla) olduğunu farkettim ve dehşete kapıldım, acaba Kral TV'de benimle aynı adı paylaşan bir türkücü mü peydahlanmıştı? Neyse ki korktuğum başıma gelmedi.

Bir süre, akıllı arama taktikleri -ki uygun ücreti ödeyecek yönetici kadrolarına gerekli danışmanlığı bu konuda sağlayabilirim- kullanarak bu doğa üstü durumun sebebinin Alev Alatlı'nın bahis konusu yazısında adımın geçtiğini keşfettim. [evet, keşfettim. allah allah!]

Türkiye'nin en çok satan gaztesinde [1], hem de tanımalamak için hatırı sayılırın daha ötesinde bir şeyler gerekecek bir yazarın yazısında yazdığım bir yazının önemli bir kısmının yer alması, hem de Alatlı'nın "bana en yakın gelen seçim sonucu yorumu, Levent Tüter isimli bir beyin kişisel sitesindeki metin." sözleriyle sunduğu bir yazımın yer alması hoş bir şey.

Yazıma çok yakın arkadaşlarımın çoğu tepkiyle yaklaşasa da, Cyprus Observer Yardımcı Editörü ve arada Radikal, Turkish Daily News gibi gazetelerde de yazıları yayınlanan arkadaşım Umut Uras'ın oldukça beğeniyle yaklaştığını da eklemek istiyorum. İkimizin ortak arkadaşları, eminim şimdi ona da kızacaklar :-). Arada bir bloguma bakanlar (sevgili, eski sevgililer, yakın arkadaşlar, platonikler, plutolular, romalılar- allahım ben bir gün komik olabilecek miyim merak ediyorum[2]) Umut' u oldukça farklı blogsal girdilerden hatırlıyorlardır.

Unutmadan, İhlas Holding de eğer bir gün Nanoteknoloji işine girmeye karar verirse diye, kendilerine buradan selam etmek isterim. [*]

Notlar;
* Para için ruhunu satmak saçma bir terim bence; bir şey satıyorsam eğer, kelimenin tanımı gereği zaten para almam gerekmez mi elbette? Lütfen komik olmayın!
1 http://www.dorduncukuvvetmedya.com/dkm/article.php?sid=8642
2 Şirket ortamı o kadar fazla "engineer" dolu ki orda elimde olmadan komik oluyorum verdiğim bir iki cevapla. Neyseki satış insanları, ve benim çalıştığım bir iki proje müdürü espri anlayışı daha da önemlisi bir "hayat"'ı insanlar.

NP: samael -with the gleam of the torches

Friday, August 10, 2007

50.000 Ziyaretci!

evet, neredeyse iki yilda bloguma gelen kisi sayisi 50.000'i buldu. Yani hafiften sisko, mini etekli herhangi bir kizin dans ettigi bir YouTube videosunun bir iki gunde topladigi izleyici sayisini yakalamis bulunuyorum. Erotik Pozlari icin tiklayiniz blogculugunu da dusunmuyor degilim acikcasi bu aci gercekler saclarimi dalgalandirdikca (suratima carptikca mi yazsaydim!).

Sunday, August 05, 2007

Episode V: Mübarek Cuma

Cuma sabahi otelin borsa tadindaki kahvalti saatlerinin (her gun degisiyor mubarek, bi gun 10da bitiyor ertesi gun 9.30da, bi sonraki gun 11'de) magduru olmamak icin erkenden uyanip, sıcak duşlarımızı alıp, kahvaltiya indik. Ogleden sonra yollarina dusecegimiz Benatska Noc isimli Mala Skala'da (Cek Cumhuriyeti'nin kuzey dogusunda ufak bi kasaba) gerceklesecek festivalden önce sehri gezelim dedik. Tabi bu festivalin, bütün bu maceraya atılışımın tek nedeni olduğunu da unutmamak gerekir.

Dolastik bayagi sehirde. Aslında çok değil. Zira benim Almanya'ya dönüşüm durumunda tutuklanacağım için opsiyonlarımın ne olduğunu bulmak için bir internet kafeye gidip durum araştırması yaptık. Ben Viyana'ya gidip trenle orda bir gün geçirip akşam da uçakla Almanya'ya dönmeye karar verdim. Uça biletimi aldık, tren istasyonuna gidip, o işi de hallettik. Sonrasında rahattık. Biraz lüks yaşayalım dedik (daha ne kadar lüks yaşayabilirse, bir konser için 3 ülke değiştirmeyi göze almış biri ve aynı konser için İstanbul'dan bi haftalığına Prag'da güzel bir otele gelmiş arkadaşı). Nehir kiyisinda luks bi restoranda yemek yeme zevkini de tattik ki bizimle ilgilenen Slovak guzeli sayesinde ayrıca tatli yemek zorunda da kalmadik. Fotografimizi da bu kisi cekti. Dogal olarak bu kizin, sadece bir kac saat sonra canli izleyecegimiz Anneke'yle kiyaslandiginda, uzerimizdeki etkisi limit nereye giderse gitsin sifira yaklasiyordu. bunu da gözden geçiren ekibimiz, daha fazla gec kalmamak icin otobus garina dogru yola cikti. (Ben ve Cihan yani)

Otobusumuz hareket ettiginde, saat 17yi gecmisti bile. 2 saate yakin suren bir yolculugun ardindan Mala Skala'daydik. Bu arada yol boyunca uyuklayan Cihan, surekli her uyanisinda az once ruyasinda yanlis durakta inip festivali kacirdigimizi gordugunu söylüyordu. Tabi ki ustun yol bulma hislerimle bu olasiligi da yasanmamis bir paralel evrene gomdum.

Mala skala'nın 100 kadar evden oluşan bir köy olduğunu farketmemiz de bu anlardan birine rastlıyor. Böyle bi ortamdaki festival alanını bulamamak da ancak iki malın yapabileceği bir şey olurdu. Biz bulduk tabi ki. Bir an için şüphe etmiş olanlar hemen kapatsın browserlarını lütfen.

Kolumuza One Day Visitor yazan bileklikleri de taktırdıktan sonra içerdeydik. 4 ayrı sahne bulunan oldukça ve oldukça geniş bi alanın içindeydik, bir çok yeme içme fasilitesi de cabası. Oldukça kalabalık olduğunu da söylemek gerekir ortamın. Saat 19.30 gibi girdiğimiz festivalde saa 23.30da the gathering çıkana kadar 4 saat boyunca hiç bir sahnede hiç bir grubu izlememiş olmamız da söylemeden geçilmemesi gereken bir detay. Arada br kaç gruba baktık tabi ama 5 dakika sonra ayrıldık ortamdan.

Bu sayede tabi the gathering: Meet'n'greet olayına karışabildik. Grupla tanışıp, konuşup, foto çektirip mesud olduk. 15 dakika süren sıra bekleme olayımız tanışma öncesi saatler gibi geldi açıkçası. Ayrıca, ne yalan ssöliyeyim, yaklaştıkça midem kötü oluyordu; altı üstü 10 yıldır odamda posterleri olan kadınla tanışacaktım! Normalde fotolarda gülümsemeyen -hatta bu yüzden laf yiyen- bendenizin suratındaki ifadeden durumumu anlarsınız zaten :). Gerçekten mükemmeldi. Sonrasında bir yarım saat elimin titremiş olması da durumumun yoğunluğunu açıklar herhalde.

Neyse ortamlarda takılıp bira içip, değişik stand ve mekanlardaki farklı çek tatlılarını tattıktan sonra the gathering öncesi biraz oturalım dedik, zira vakit yakndı. Hatta sıkıcı grup Edguy sahneden inerken ben ve Cihan yediğimiz tatlıları bırakıp sahne önüne koşmak durumunda bile kaldık.

Konserle ilgili anlatacak bir şey gelmiyor aklıma, zira anlatılabilecek bir tecrübe değildi. Gerçekten muhteşemdi. Muhteşem...


Bir de bu konserin gecesi, hatta sabahı var..O da apayrı bi hikaye :)


PS:Ne kadar basit, Türkçe özürlü bir dille yazdığımın farkındayım bu blog girdisini de beyin cpu'm bambaşka şeylerle meşgul şu anda.
PS2:bir kısmını şirkette yazdığım için karakterler saçma sapan, araya edit yapınca evde laptoptan daha da saçma sapan.. Kusra bakmayınız.
NP: the gathering - shortest day