Thursday, July 31, 2008

Göteborg Bloglarında Son Durum

MMK:Basketbolda sezonu kapattığı haberlerini yalanlayan Mehmet, ani bir kararla blogal kariyerine bir ara vermiş. Maşrapa bualamamış, manzara koymuş.
Bu kararın neden alındığıyla ilgili epey yorum dolaşsa da benim tahminim, aylardır planlanan büyük yolculuğu herkesden (Mehmet'ten bile) önce benim tahmin etmiş olmam. Daha da detaya girecek olursak, Mehmet'in sır gibi sakladığı gizli tatil planını buradan açıkladığımda, kendi blogunun yayında olacak olmasının onu verecek cevabı olmadığı bir gerçekliğe götürme ihtimalinden kaçmaktadır. (Ne cümle kurdum be!)

Mehmet Abi'nin blogunu kapaması halkın moralini olumsuz yönde etkiledi. Sütaş çiftliklerinde süt üretimi %30 geriledi.


WTHIC: Beni Roma'ya gitmeye gazlamış olması dışında, başka yerlere de yakında tatil planımı genişletmeme yol açacak sanırım Çağdaş. Gajdop'un macera dolu yolculukları Bundy Curse* ile biraz toprak yapmışsa da yayın netliğine kavuşmuş. Çok şükür diyelim.
*Plague Of Good Fortune: The dreaded "Bundy Curse" brings bad luck to any male Bundies who ever get lucky in anything.

ENDER: in lyublyana... (bkz.Faktum)

NP: Pain of Salvation - Chain Sling

Faktum: Helping the Homeless in Sweden!

will give head for a couch



NP: Pain - Expelled

A.K.E.G. X: Çakma Thom Yorke

İstanbul'a gelişimin ik haftasında, yaşadığım en ağır travmalardan birini aldattım (atlatmadım!). Zira o kadar fantastik bir organizma vardı ki kapsama alanımda, içinde olduğum duygu süperpozisyonunun hangi kuvantum durumuna çöküp kalacağını ben bile bilmeye korktum; duygu durumunda bir ölçüme gitmeden (bkz.quantum observation), her duygudan biraz yaşadım.

Şu ana kadar organizma dediğimiz hümanoid bulunduğumuz ortamda "ben yıldızlar gibi parmalamalıyım" tripleriyle zaten karadelik gücüyle ilgiyi emiyordu. Ama gecenin ilerleyen saatlerinde olanlar oldu...

ama gelin önce bir DM tadında settingi anlatayım; Ebru Hanım beni Kutsal Kaan Bilgin [muhtemelen kendi adını googleda aratıp bu yazıyı bulup farklı tepkier verecek olan bir müzisyen; Yorum bırakırsa eğer her şekilde bu yazıda (düzeltme/eksik bilgi giderme/istenmeyen kısmı kaldırma) değişiklikler yaparım]isimli bir beyin kendi adıyla takıldığı grubunun performansını izlemeye Dogztar (al sana bir google ziyaretçisi kaynağı daha; neyse mekan güzel: 5,5 verdim 10 üstünden) isimli mekana gittik. Konserin başlama saati 10pm civarı idi, ama inanılmaz yoğun ilgi yüzünden tüm ziyaretçilerin içeriye girmesini bekleyen grup yarım civarı konserine başladı.
Hemen bilgileri sayısal değerlerle pekiştireyim. Facebooktan güzide Event'imizin "confirmed" katılımcı sayısı 180. Saatler itibariyle Dogzstardaki izleyici sayısı;
3 @22.30
7 @23.00
4 @23.20
5,5 @ 23.50
9 @ 00.20
Bu bilgilerle de hem "Millet Gezmede Görsün" tandanslı facebook insanlarını görmüş oldum; hem de FB eventlerine gitmeden önce yaklaşık kaç kişi beklemeliyim ortamda tahmin etmek için bir fikrim olacak derecede tecrübe edindim.


Gelelim asıl organizmaya;
Şirin gremlin modunda groupielik yapıp, kendince danslarıyla geceye daha ilk şarkılardan damgasını vuracağının sinyallerini veriyordu bu arkadaş. (Şimdi bana adam eğlenmesini biliyor, sen odun gibi durdun adam eğlendi diye demagoji yapmayın)
Gruba bardan bira getirme görevini üstlenip, arada sahneye yaklaşıp getirdiği biradan yudumlayan, bakımlı ve güzelce şekillendirilmiş saçları ile bir Ajdar v2.0 olabilecek bu kişi bir şarkılığına sahneye davet edildi. Grup konseri bitirdikten sonra bile sahnede kalıp kendi başına bir şeyler söylediği gerçeğini spoiler da olsa şu dakkada vermek istiyorum.

Adamı sıksan nota fışkıracak, melodi çıkacak, o derece müzik dolu.

Sahneye çıkıp ilk şarkıda önündeki mikrofonun sesi kapalı da olsa süper triplerle şarkısıya geri vokal yapan "Canlı X"'in sahnede hakettiği yerde olmadığını anlaması uzun sürmedi. Ufak bir değişiklikle basçıyı davulcunun yanına gönderip kendisi sahnede önde bir yer alarak içindeki frontmanlik ateşinin alevleriyle bizleri de ısıttı.
Duruşuna kurban!

Dakikalar geçerken ben herhalde birazdan Thom Yorke maskesini çıkarp bizleri selamlayacak zannettim ki, yok; bütün bu orjinal figürler bir Türk yağızına aitmiş.


Bu arada Kutsal Kaan Bilgin'in last.fm'deki tanıtım yazısı bütün amatör grup klişelerini barındırıyor. Hemen sizlere bir bir tercme edeyim anlatılanı;
[Not: Bu tercüme KKB ile ilgili değildir; bu tarzda info yazan her grup için okuduğumda aklımda canlanan şeyleri özetliyorum sadece]

Müzige 1996 senesinde ondört yasinda elektrik gitarla baslayan Kutsal K. Bilgin, uzun zaman Ankara’da yerel rock ve metal gruplariyla konserler verdi ve stüdyo kayitlari yapti.

Sanırım aramızda ergenken 4-5-6 telli bir şeylere dokunmamış olan biri yoktur. Cümlenin geri kalanından anlıyoruz ki bol bol Metalika çalınmış, LayLayLom Music tarzı konserler verilmiş.

Klasik müzige karsi ilgisi artan Kutsal, 2000 senesinde piyano çalmaya basladi ve bundan iki sene sonra ilk piyano resitalini yine Ankara’da verdi.

Piyano kursuna yazıldı, ve yıl sonu müsameresinde bir eseri çaldı (yorumladı hatta!).

Ilerleyen zaman içinde elektronik müzik, deneysel müzik türleri ve elektronik dans müzigine ilgisi artan Kutsal, kendi ev stüdyosunu kurdu ve kayitlar yapmaya basladi. Ayni dönemde DJ’lik yapmaya baslayan Kutsal, Ankara’da Locus Solus, Club Faces ve Tenedos; Istanbul’da Peyote ve Karga gibi mekanlarda DJ performanslari sergiledi.

Akım akım akmışız, hangi trend varsa takılmışız (metal-klasik-elektronik).
Kendi ev stüdyosu --> Bilgisayara Cubase kurulmuş & 2+1 Creative Speaker alınmış
Kayıtlar Yapmak -->Netten Sample/Loop indirilmiş, bunlar üst üste, arka arkaya konmuş. Araya da midi klavyeden tıngırdanmış.

2004 Haziran’inda ilk demosu Sex Is Sad’i Stranger K adi altinda kaydetti.

Stüdyo adı geçmediğine göre, evde bilgisayardan bişiler kaydedilip, üstte anlatılan yöntemle şarkılar bir klasörde toplanmış. Klasörün adı Yeni Klasör'den Sex is Sad'e çevrilmiş.


2005 Eylül’ünde Londra’ya tasindi. Bu dönemde Jamelia, Charlotte Church gibi pop dünyasinin büyük isimleriyle çalisma firsati buldu.

"...gibi pop dünyasinin büyük isimleriyle çalisma firsati" --> Aynı mekanda bulunduk, Merhabalaşmış olabilirim. O muydu emin değilim.


PS: Neden bilmiyorum aklıma Peep Show'dan Jeremy geliyor.
PS2: Konseri beğenmedim. Orjinal, yeni, ya da umut vaad eden bir şeyler bulamadım. Çok özel bir vokal performansı da yoktu.
NP: Pagan - Oz: In Transcendence (albümsel dinleyiş)

A.K.E.G. VI: SNN Wolfenstein Enemy Territory Yıllık Wallhack Paylaşımı

Anavatana gelişimin sevincinin halen tüm yurtta büyük bir coşkuyla yayıldığı günlerdi. Birisinin bu yayılmayı modelleyip, simülasyonunu yaparken üç adet süper bilgisayardan erimiş silikon yapmasından da 1 hafta kadar önce. Sen daha küçük idin, kiraz çağrıştırmaz idi dudağı. Peki ya dilber dudağı? Vezir parmağı? Has sick tear pes a veng Oz-mann!

Umut Ocakbaşı'nda cama yakın mevizlenmiş iftar topunun atılmasını bekleyenler, zamanında bir arada aynı klanda yer almış, evvela SaNaNe sonrasında da OynaSaNa serverlarında fırtına gibi esmiş Türk Milli Takımı wolfenstein oyuncuları. Her biri ceplerinde mouse, çantalarında yedek fan taşıyor.

Oturanlar: Cihan "Exiled/Inhuman" Deniz, Kaya "Touch&Go" Mod, Levent "ritual/sodomizer" Anarşik, Tuna "Stoss" OktoBan; Ayakta: Atatürk (not pictured)

Kendim de aralarında olsam da üçüncü tekilin havasından kurtulamadım. Keni çükünden de böyle insanlar olunca Aristo gayet diğer arkadaşları organlarımla karşılaştırdığımı düşünebilir. Tabi ki kalbim Kaya olacaktır, zira Ege'de kaldı kendisi askerlik ayağına.

Aşağıda ise yukarıda fotoğraflanmış gruptan Kaya dışındakilerin (alaylılar) eski bir resmi bulunmakta. Zaman insanı yaşlandırdığı gibi yeni boyutlar da ekleyebiliyor (renk çözünürlüğünü saymıyorum bile).

Bakalım tanıyabilecek misiniz?
Üstün taktik kurmayı (ÜTK) Stoss'un defansif stance'i gösterdiği bu screenshot da olayı "main gate attack" olarak tanımlaması da unutulmayacak bir felsefe ürünüdür.


NP:Paatos - Falling & Paatos - Sensor

Kendinizi Kurtarın!

Birazdan suskunluğuma çok feci ara vereceğim. Buralar blogsal girdi dolacak, taşacak. Özlem sona erecek, dağ dağa kavuşacak.

Buna blogal blitzkrieg diyebilirim. Dedim.


NP: MD.45 - Day the Music Died (Hayır the yok orda)
Ayyy, Ne şirin!

Saturday, July 19, 2008

A.K.E.G. I : Yurttan Sisler Korusu ve Eğitim Formasyonundaki Büyük Yanlışlık

A.K.E.G.
Floyd şarkısının dediği gibi sesleniyorum size; aç kalbini, eve geliyorum...

Son haftaya daha yakından bakacak bir seri ile karşınızdayım. Serinin kısa parçalarında çeşitli konulara değinecek, sizleri bazı gelişmelerden haberdar edecek ve büyük bir gururla yüzünüze bir tebessüm paste edecek olan komikliklerimi yapacağım. 32 parçalık planlanan serinin pilot bölümünü şu anda okumaktasınız.

Aslında basitçe anlatılabilecek konular hakkında gereksiz seriler hazırlamanın basında kullanılan bir divide & conquer adaptasyonu olduğundan kıllanıyorum. İçeriği hazırlama kolaylığının yanı sıra, hikaye çok mühim olmasa da önemli göstermenin en kolay yolu da bu olsa gerek; x konusunda bir yazı dizisi hazırlamak.

Pazartesi günü Mossen otobüs durağında başlayan yolculuğum (pictured)., aynı günün akşamı İstanbul Atatürk Havalimanı'ndan beni evime götüren taksinin arka koltuğunda sonlandı Hepiniz için hediyeler getirdim. Hediyelerinizi tahmin etmek için yorum fasilitesini kullanabilirsiniz.

Aslında beni tanıyanlar şu dramatik poz için saatimin ayarını değiştirebileceğimi bilse de, yok vallahi yapmadım.



Bavul, komputer, takımlar


---------------------------------------
!Ne kadar iyi bir insan olduğumun örneğini vermek için yazıma ufak bir ara veriyorum!
Efendim tam şu anda telefon çaldı. Aslı Nikah Şekerleri'nden arayan birisi numara/kişi teyidi almadan sipariş verdi bir ara ürün için. Ben de kendime hakim olamadan "Tamam efendim pazartesi yolluyorum" demek durumunda kaldım. Sonrasında şirketin sitesine bakıp; vay uğraşmış adamlar, hem şimdi şu kriz ortamında çalışanlar zarar görmesin, evlenenler şekersiz kalmasın diye hemen geri arayıp yanlış numaraya sipariş verdiklerini söyledim. Eğer yeterince kendimi affetiremediğime inanırsam, evlenecek olursam şeker için kendilerine gideceğim.
Websiteleri için; http://aslinikahsekerleri.com/index.php
---------------------------------------

Dediğim gibi uzun bir aradan sonra İstanbul'a gelmiştim. Artık yapacaklar şeyler vardı. Kinoge San'a gidip yeni bir katana siparişi verdim, ve olaylar gelişti. Bu yazı dizisini takip ederseniz, tarihin kanlı yapraklarında sizin de bir damla tuzunuz olacak. Eğer etmezseniz; o kan nereden geliyor sanıyorsunuz?

Yazıyı bir soru işareti ile bitirerek +5 alabilirdim karizma'ya. Halbuki ben sizin intelligence'a +2 verecek bir konuya girmek istiyorum. Bu aşamadan sonra biraz dikkatli ve yavaş okuyun, stun yemiş gibi olursunuz çok hızlı okursanız. Evet dün gece DotA oynadık. (Warcraft Frozen Throne gibi bişilermiş. Ben anlamam bu işlerden aslında. StarCraft varken...)

Her ne kadar dün geceki animalizm konvenşınından serinin ileriki bölümlerinde bahsedecek olsam da basının kolpa yazı dizilerine geçirdikten sonra şu yazının dün gece ortaya sunduğum ideal eğitim formasyonu tweak'inden bahsetmek için de doğru bir ortam olduğunu düşünüyorum. Çeşitli özel uygulamalarda ileride bana para getireceğine inandığımdan öngördüğüm yasal sebepler yüzünden çok ayrıntısına giremeyecek olsam da fikrimi en basit şekilde anlatmaya çalışacağım. Ağzı olan konuşuyor diyoruz, kızıyoruz saçmalanmasına. Peki neden "eli olan yazıyor" diye bir lafımız yok. Ben şahsen toplumda yazınsal saçmalamaya olan toleransımızı okur yazarlık oranına bağlamak istemiyorum, bu bağlayamayacağım manasına gelmez tabi ama. İnsanların ağzını büzerek giderilebilecek ilk sorun eller için geçerli değil. Zira el büzemiyorsunuz. Bir yandan konu ile ilgili sol tepkilerle uğraşmak beni oldukça sıkacaktır. İşte bu noktada eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi devreye giriyor. Benim dahiyene fikrim de bu noktadan filizlenmemiş miydi zaten? (cevap: evet)
İnsanlara okuma-yazma değil sadece okuma öğretilmeli. Belli bir okuma alışkanlığı edinip, yeterince bilgi ile dolanlara, kendilerini el ile boşaltmak (belki şu son 4 kelime bu şekilde bir arada durmamalı; bi daha okuyun hak vereceksiniz) amacı ile yazma sonradan öğretilmeli. Yeterli nörofonksiyonlara sahip olmayanlar için eminim yazmalarını gerektirmeden yapabilecekleri kariyerler bulacağız.

Siz bunu bir düşünün. (Agility +1)

NP: Moonspell - The Butterfly Effect (sen ne güzel bir albümsün)

Sunday, July 13, 2008

Ruhunuza İyi Gelir!


Where the Hell is Matt? (2008) from Matthew Harding on Vimeo.

abi naaptın sen!

Salı gaza geldim, ben Türkiye'ye döneyim bir süre diye. Belçika'nın durumunu bekliyordum ve Mr.Connery'nin (supervisorımın kod adı) satışı yüzünden (bu ayrı bir yazı konusu, bekleyiniz) o hikayenin sonu belli oldu çarşamba günü. Negatif.

Perşembe sabahı erkenden evden çıktım, kadim backpacker Çağdaş'ın fonsuzluk sorununa çare bulmak için bankaya gidip para yaturacaktım hesabına. Evden çıkarken posta kutusunda bir zarf gördüm; migrationverket! Oturma izni uzatma isteğimi kabul etmişler. Şubat 2009 sonuna kadar uzatmışlar. Hemen planları değiştirip koşarak migration verkete gittim. Pasaporta koydurdum oturma iznini. Şık bir vize daha eklenmiş oldu. Bu sırada unutmadan şunu da söyliyeyim, şans eseri Göteborg Türkleri'nden Alçıray da benimle aynı saatte oradaymış. Onunla muhabbet edip ufak bir macera ile de olsa hallettim işimi. Kendisine buradan el sallıyorum.

Gün bitmeden bankaya gidip Çağdaş'ın hesabına para yatırmayı da başardım. Kendisinin şu anda devam eden avrupa turnesini buradan takip edebilirsiniz; Where the heck is Cagdas?

Hemen tatil için İstanbul'a geliş opsiyonlarımı araştırmaya başladım. THY sitesinden miles and smiles millerim ile alabileceğim bir bilet buldum. Planım pazar günü gelip Judas Priest konserine yetişmekti. Fakat pazartesi bilet buldum. E ücretsiz olunca hemen aldım. Stockholm Arlanda - İstanbul Atatürk direkt uçuş. Direkt uçuşun rahatlığı cidden ayrı. Aktarmaların stresi, yoruculuğu cidden öeh dedirten seviyelere geliyor bazen.

Bu arada benim bu planlarımın haberini ilk kez geçen, Oslo'nun nabzını tutan "Mehmet Abi"'yi de unutmamak lazım yazının şu noktasında. Tanımayanlar için, kendisi hayatın karanlık dönemeçlerinde, yaydığı sinerji ve nur ile sürücünün ve yolun dostu olan bir kişilik. Bakın ne demiş bu özel haberinde;

***flaş haber: Levent Emin Tüter çok ani bir kararla kontratını iptal edip İstanbul'a taşınmak üzere olduğunu gayrıresmi kanallar vasıtasıyla haber merkezimize duyurdu. Şubat 2009 sonuna kadar vizesi bulunan Levent bu zamanı gezmeye ayırmaya karar verdiğini de sözlerine ekledi. ***

Evet, benim bile henüz açıklamadığım bir olayı yakalamış Mehmet. Kontratımı da iptal ediyorum. Cuma akşamı systembolaget'ten eve geldiğimde, Ender'le google talk (google hayatımın her yerinde) aracılığı ile konuşurken bir anda aklıma esti; "madem herkes ev tutmuş durumda; benim oturma iznim de var, otururum İstanbul'da, ne kira ödeyeceğim allahın İsveç'ine" dedim. Mail çaktım hemen, dedim "hadi bana iyi günler".

İnşallah kıllık yapmıayacaklar, evi tertemiz bırakacağım. Onlar da bana bir kira parası geri ödeyecekler (inşallah).

Çok hızlı geldik, hem de detaylı geldik; hemen bir özet geçeyim.

"Eytere bea" deyip kontratımı iptal ettim; 2 gün sonrasına THY'den ücretsiz bilet aldım. Beni Göteborg'dan stockholm'e götürecek olan tren biletini de SJ'den satın aldım. Yaşasın online bankacılık. Pazartesi akşamı İstanbul'dayım!.

Peki ben Göteborg'a böyle sessiz veda edecek adam mıyım? Tabiki değilim!
Cuma akşamı arkadaşlarla (chalmers mc2 tayfası) bana elveda partisi düzenledik. Göteborg'a geleceğim tekrar, hemn bunu belirteyim; daha tezimi basıp, diplomamı alacağım fakat bu ufak da olsa artık bir sonlandırış hüznü dolu bir parti idi. Pek de hoş oldu.
Justin krallık yapıp partiyi benim evim yerine kendi evine aldı. Böylece daha büyük ve merkezi bir parti merkezimiz oldu. Ben epey alkol ve çerez aldım. İnsanlar da bir şeyler getirmiş. Epey ağır içki vardı, ve açıkçası süper kokteyller içildi. Saat sabah 4.30'a kadar aralıksız içtik. Eve gidcektik ama çılgın yağmur yüzünden hapsolduk. Biz de içmeye devam ettik. Bu sefer akıllanıp biraz da su içtik. Gece sonuna geldiğimiz sabah 6 idi. Çok, ama çok fazla fotoğraf çekildi. Korkuyorum.

Yakında düşecekler sanırım nete...


Son gelişme: Çarşamba Umut Ocakbaşı'na gitmeyi panlıyoruz, oh yeah!


NP: Mustafa Sandal- Suç Bende albümü (dengesiz miyim neyim)

Tuesday, July 08, 2008

Sunday, July 06, 2008

İstabul'un limiti Göteborg'a Giderken

Efendim dün gece (aslında bu sabah) altıda (6) eve geldiğimde, özellikle mezun olmamla beraber çılgın gezip tozme ve para harcama trendimi inceleyip "vay lan burası da benim için istanbul oldu, çok feci eğleniyorum" dedim. Sonrasında tsi 0730da sözlüğe entry girip Göteborg'un hangi mekanları ve bölgeleri İstanbul'unkilerle birebir eşleştirilir yazmaya başladım.

İşte buyrun;

avenyn/valand - cadde
jarntorget - taksim
korsvagen - mecidiyeköy
brunnsparken - beşiktaş
kungsportsplatsen - tünel
linne - Nispetiye caddesi (Mehmet Abi'nin editi)
----------
rokbaren - dorock
nefertiti - babylon
sticky fingers - kemancı
tradgar'n - reina/crystal
excet - leventten bir club seçin
kelly's - akdeniz (nevizade)
henriksberg - mojo
majorna bowling - sinepopun ordaki bowlingci
smaka - hacı baba
7eleven - köşe bakkal
gothia towers - yapı kredi plaza

------------
chalmers - itü
göteborg uni - istanbul üni.
----------
nordstan - cevahir
götaplatsen - AKM / CRR
svenska massan - marmara oteli
liseberg - tatilya
scandinavium - abdi ipekçi
ullevi - inönü stadyumu
gamla ullevi - kasımpaşa stadyumu (olmadı, Vefa)
Gothia Towers'ın bodur Yapı Kredi Plaza Tandansı göze çarparken, hemen yanında Abdi İpekçi büyük gözüksün diye fish eye lens ile çekilmi gibi duran bir Scandinavium; NHL'de oynayan isveçlilerin hepsinin geçiği bir buz hokeyi mağbedi.



Scandinavium'un dışarıdan görüntüsü. Arkada Gothia Towers ve sol tarafında yamulmuyorsam SonyEricsson gözükmekte.



Tradgar'n: Sabah alda eve gelmeme sebep olan süper meka, long island iced tea'sini yediğim.



Ha Barbaros Hayrettin, ha Gustav! Otobüsleriyle, tramvayları ile brunnsparken tam bir Beşiktaş; bir de Çarşı'sı olsa...


Buraların Cevahir'i Nordstan'dan iki adet resim ile bitirelim bu yazıyı da...






NP: The Haunted - The Dead Eye (albümsel dinleyiş)

Saturday, July 05, 2008

CV'mi yeniledim!

Epeydir CV'm sürekli yenileniyor ama kişisel sayfamda bulunan kopyasını yenilemeye üşeniyordum. İşte, şimdiye kadar sadece o dev şirketlerin, en üst düzey İK elemanlarının ulaşabildiği dokümanı sizlere çekilişsiz, kurasız sunmanın mutluluğunu yaşıyorum bugün.
Buradan bakabilirsiniz web üzerinden, ya da PDF şukeladır derseniz buradan indirebilirsiniz.

Sanırım konu ile ilgili en güzel resim bu;
beni anlatan bir yağlı boya tablo, 1800'lerden kalma.



NP: Jamiroquai - Love Philosophy

Zaman Çabuk Geçiyor (haftalık klişe kotası mecburiyeti)

Bu resmi buldum şans eseri Jenya'nın yılbaşından önce çektiği resimlerin arasında. Zaman çok topaç bir kavram. Kınıyorum buradan kendisini. Uzayla birlik olma gereği hissetmezdi zaten zaman delikanlı olsa.

Uzay olsun, uzayzaman olsun, hepsini yedim bitirdim zaten ben.


[rss'çilere not, partial rss olayımdan dolayı artık resimdi yazıydı görmek için şu tepede gördüğünüz başlık/linke bir tık attırmanız gerekiyor. Anlayışla karşılayacağınızı umuyor, saygılar sunuyorum.
-dert ortağınız. ]

NP: anathema - empty & isis - altered course

Thursday, July 03, 2008

Toplumsal Bilinçlenmede Bir Öncü: Levent Tüter

İnternet yüzünden her gün ozon tabakamızda yeni bir delik açılıyor çocuklar 2 kafalı doğuyor gökyüzü karbondioksit ile doluyor taşıyor. Dünya giderek ısınıyor, kaynıyor. Çok sevdiğim değerli ağabeyimiz Ali Gora ile bu konuyu derinlemesine tartıştık. Herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini söylerken yan masada sandalyesine oturmak üzere olan sarışından bahsettiğini düşündüğüm an dışında oldukça güzel bir sohbet yaşadık. Sevgili

Gora'nın demek istediğini anlamıştım. Sorunlarını da anlamıştım; kimsenin elini taşın altına koymaya cesareti yoktu. Her zaman hayatım boyunca, bir öncü, bir lider, bir model olmaya çabalamış bir bireyin komşusu olarak bu işe soyundum.

Uzun sözün kısası, çevresel duyarlılık sebebiynen (aynen böle yazılıyo) RSS beslememi azalttım. Benim kestiğim her kelime için Afrika'da (okuma yazma bilen varsa eğer) bir kişi 2 zamir ve 3 dolaylı tümleç okuyabilecek. Düşünebiliyor musunuz?

Düşünemeyen olursa diye hiç bir masraftan çekinmeden kampanya sorumlum SuSaN'a (some swedish nude) bir resim yaptırdım. Bir resim 1000 kelimeye bedel olduğu için daha şimdiden 4-5 blog yazıma mal olduysa da iyi bir amaç için olduğu ortada.
fransa, dünya sensiz daha güzel (resmi paintte yaptım, çok süper program)


Şimdi hemen rss beslemelerimiz boş, ancak yarısı geliyor yazıların dememek lazım. Biliyorsunuz duruma farklı bir şekilde de bakabilirsiniz;

ben içmezdim ama siz okyun


NP: Tarkan - Şeytan Azapta üzerine bir de Nereye (süper şarkı, valla!)

Detektif Tüter ve Google Kesmekeşi

Yine bir google güzelliği, yine bir ufak heyecan ile karşınızdayım.

Google Trends, Google(c.c.)'nin sunduğu hizmetlerden biri. Bu hizmetle bir kelimenin ne sıklıkla arandığını görebilir, hatta elde ettiğiniz verileri bölgeye veya dile göre daha da daraltabilirsiniz.

İşte ben de aynen bunu yaparak insanımızın bazı temel davranışlarını açıklamaya çalışıyordum bugün. Nereden çıktı diyecek olursanız, sizlere daha önce insanların ne gibi aramalarla bloguma geldiğini gösterdiğimi hatırlatırdım düne kadar. Ama bugün bambaşka bir şey gösterebilirim;

sizler nasıl insanlarsınız
sizler nasıl insanlarsınız; işte benim siteme google'dan ulaşanların kullandığı bazı sorgular...


Böyle ilginç yaşam formları beni hemen düşünmeye itti. Bir şey yapmalıydım, ama ne? Tanımadığım düşmanı yenemezdim. O yüzden genel davranışını incelemek istedim. Hemen bu organizmanın abaza olacağını akıl edip Google Trends'den Türkiye yöresindeki "seks" aramalarının bilgisini istedim. Mister Spock tadındaki Google bu görevi de affetmedi, canına okudu.

bize ne anlatıyor bu neandertaller acaba!


Aklıma hemen bir şey geldi, zira zeki bir insanım. Teorimi test etmek istedim. Hemen anahtar sözcüğümü verip karşılaştırdım durumları;

O da ne! Ben bir dahiyim!


Gördüğünüz gibi bu bilmeceyi de şıppadanak çözdüm. Türk insanı Ramazan'da içki içmediği gibi nette porno izlemeyi de azaltıyor. Açıkçası bu bekelemediğim bir bilgiydi. Seni tanıyacağım Kabız Kadri, Fırıl Erdem, Kel Osman, Yeni Ali... Hepinizi anlayacağım lan!

NP: Noisettes - What's The Time Mr. Wolf? (albümsel dinleyiş)

Tuesday, July 01, 2008

GoogleDocs'umu Öğreniyorum: Sallamasyon Data Map Generator

Bişi deniyorum.




NOT:RSS'çiler göremez...