Friday, September 26, 2008

Desicions need not be Pondered

No, I am not denying the fact.  We are all humans, all of us. 

Yes, you too, you moron!

Having cleared all doubt regarding this*, I can say I acted on impulse(see, human behaviour) and decided to continue posting this blog bilingually. This doesn't really mean that bundan sonra her cümle yarım yamalak olacak. What I mean is it will feature some articles in English and some in Turkish. Some other languages may be added soon (spoiler alert!).

I can hear you, all confused; "A bilingual blog, eh!". What it means is, I might type some of my articles in English, the ones that presumably grab attention from an international crowd & and the ones featuring nude images of hot girls. Well, on a second thought the former consists 90%*** of the latter. But, hey! who cares anyway! And some other articles will be in Turkish; the ones that deal with local events, and the ones where I might gossip about some people who do not speak Turkish (yes, it's you Paperdreamer**).

If you want to access the English articles quickly, just follow the label English. There are already some old ones. Hang on to them, they will be worth a lot!

*no, for the last time; I don't care how long it is, it still doesn't make me a über-mensch. I am not totally shallow, sorry.

**don't think that, you being the only English speaking follower of this blog makes you special!

***less-than-fair assumpation

NP: From Mozart's Requiem to Morphine's Buena to Anathema's A Dying Wish (what a moron, wishes don't die you idiot!)



Thursday, September 25, 2008

Corporate Identity Fail | Owned Pictures!

A Construction Company in Aachen, Germany




NP: Sakin - Dönsün
Posted by Picasa

Saturday, September 13, 2008

2003 Yılından: Eski PC Başlangıcı

Friday, September 12, 2008

Bu uzun olacak (aslına bakarsan öyle değil)

Son zamanlarda yazacak çok vaktim olmadı (aslına bakarsan öyle değil) ve çok şey birikti yazacak. Son yazdığım şeye bakıyorum da, Roma Tatili'nde aldığım iş teklifinin sevinci ile yazılmış ufak bir girdi var. Roma Tatili dönüşü bir çok şey yazabilirdim, zira 2008'in en zevkli 2 haftasıydı sanırım (aslına bakarsan öyle değil). Çok güzeldi ama orası kesin, çok -çok çok- da eğlendik. Güzel güzel resimlerimiz de oldu hem. Hepsini ben çektim (aslına bakarsan öyle değil).

Roma'da olmak muzipliğe ara vermek değildi elbet. Muzip biriyimdir çok (aslına bakarsan öyle değil).


Bugün 30 Days of Night, dün Superbad, evvelsi gün Empire Strikes Back ve bir önceki gün de Don't mess with the Zohan izledim. Tabi arada da "The Big Bang Theory"'i bitirdim. Dexter'ın üçüncü sezonunun ilk bölümü de nete sızmış. That made my day. I guess I need another girl friend who is gonna be obsessed with my Turkish speaking skills (not pictured). Funny thing. Türkçemi düzelten bir arkadaşa, "Son sevgilim (Türk olan son sevgilim ima edilerek) de Türkçemi düzeltirdi" dedim.
-Ben senin sevgilin değilim ama şimdi
-Biliyorum. (Yeterince düzelmiş olsaydı Türkçem bu cümleyi öyle kurmazdım zaten sanırım)
Her neyse.
Diyordum ki Tatil bitmiş İstanbul'a dönmüştüm. Cihan Bey ile epey eğlenceli gecelerimiz oldu (aslına bakarsan öyle değil). Malesef Kaya askerlik görevini yapmak için Yunanistan'da olduğu için görüşemedik. Ama Benim yokluğumda Cihan wingman'lik görevini Kaya'ya vermeyi planlıyor. Bunu da buradan ilk kez açıklamış oluyorum. Bloglar aleminde sismik bir titreşim olacak mı bakalım. Bir fotomontaj ile renklendiriyorum bu konuyu izninizle;



Mehmet Abi geldi sonra Oslo'dan. Ceremiyle de buluşmuş oldum sonunda, beklediğimden daha ufak tefek bişi çıktı. Beni ilk gördüğü anda da sarhoş zannetti. Sonra doğal halim olduğu gerçeğiyle yaşamaya çalışıyordu bir ara. O gün fantastik el işaretleri ile bara sipariş gönderen garson vardı. Patates Tava efsaneydi. E, hayat böyle Ceremi Bey; 3 milyon dolarlık aletin yanında beni veriyolar (geçici olarak). Gecenin haftayımından sonra gittiğimiz "küçük beyoğlu"nda bir garsoniyenin epey yakın takibine alındık. Yazı tura sonucu (aslına bakarsan öyle değil) Mehmet Abi'ye kızı paslamayı uygun gördüm. "Force Flip" gibi teknikler kolay öğrenilmiyor. Neyse burada daha fazla bloglar arası şiddete gerek yok.
Cihan diyordum; kendisini her oyunda yenmiş olmam bir yana, beraber olarak takım olduğumuzda karşımızda kimsenin duramayacağını gösterdik cümle aleme, alem-i hareme, afet-i azamlara (epey çeşitten). Cihan'la beraberken epey yeni insanlar tanıdık; sanırım en eğlencelisi Sultahahmet'ti (aslına bakarsan öyle değil). Yine de Dorock'taki Hollandalı'ların muhabbeti en çok hatırlanacak olan sanırım. Kurul kararı ile o daç (ingilizce) kızın fazla şanslı olduğuna karar verdik. Son haftamı hasta geçirmemiş olsam, daha farklı projelere de imza atacaktık ama şimdilik 1on1'lar var sadece anlatabileceğim. Ama anlatmayacağım, eheh.

The sweet taste of victory always reflects perfectly off the defeated's face. So beautiful.

Anlatabilinecek şeyler derken;İstanbul'dayken ufak flörtler de yaşandı (aslında bakarsan ufak değil) , biraz kaçamaklar da yapıldı (aslına bakarsan biraz değil). Fakat terk-i şehir etmek gerektiğinde gene arklara sığındım. Kaya lan, sen de Konstantinapolis de olsan seni de alırdık son gece.
Bu arada lise sıra arkadaşım Erdem'le 2,5 yıl sonra görüşebildik en sonunda aynı anda İstanbul'da olmayı başararak. Kendisi şu anda Stanford'da doktora yapıyor (wuuuu!). Ama tabi bu onun beni tavlada yenebileceğini göstermiyor. İşte size yatağımın baş ucundan "öncesi ve sonrası" fotoğrafları;



Ne diyorduk, gidiş. Evet. Neyse aldım bileti geldim, geçen sene yaptığım gibi gider çalışma iznine başvurur, şehre kaydolurum 10 gün sonra işler hallolur ve ben işe başlarım diyordum (aslına bakarsan kazın ayağı). Oturumum İsveç'te olduğu için oradan yapmam gerekiyormuş başvurumu. Oradaki Alman Konsolosluğuna gideceğim. Öeh dedim, araya HR'ı soktum. Pek vakıf çıkamadılar bu konuda. Daha güçlü bir hareket beklerdim onlardan.
Oha! (ayıp) Unutuyordum. Aixtron'un Aachen'daki ofisine gittim HR işleri için. Bilin bakalım yanında hangi şirket var; FORD. Ford Research Aachen; babamın Almanya'da ilk çalıştığı ofisi. Şaka gibi tesadüfler bunlar.




Aachen'da Facebook'da random mesaj atarak bulduğum, buradaki bir öğrencinin bir ay tatile çıkması sebebi ile boş kalacak bir eve geçici olarak kapağı attım ve şu anda operasyon merkezim haline getirdim. Bir ayandan sürekli ev arayp, gidip bakıyorum güzel mi diye. Sonunda meyvesini verdi aramalarım. Tam istediğim yerde, istediğim odayı buldum ve tuttum. Aylık sadece 260€'ya gelecek olması ise mükemmel bir ayrıntı. 2 Fizik öğrencisi ile ev payalacağım (bi tanesi materials science ama fizik o da olsun). Biri Alman, biri çekik (sanırsam Çinli). Kafa çocuklara benziyorlar. The Big Bang Theory in Real Life olacak ortam :).
Facebook demişken; Benim hani başvuru için Stockholm'deki Alman Konsolosluğuna gitmem gerekiyor ya. Onun için kalacak yeri de Facebook sayesinde beleşe getirdim (alllahım nası çirkin [aslına bakarsan öyle değil] kelimeler bunlar).
İşkolik ve rahatsız bir insan olduğum için, çalışma iznim olmasa da parasız olarak bürokrasi hallolana kadar ücret karşılığı olmadan çalışmayı teklif edeceğim patronuma. Şu anda şirket, beni beklemeye hazır iznim çıkana kadar. 2 ay sonra da çıkacak olsa bekleyecekler yani. Ama bu 2 ayı Türkiyede tatil yaparak geçirmek yerine açıkçası çalışarak geçirmeye tercih edecek biriyim. Yanlış tanıdıysanız diye söylüyorum.
Bütün olan şeylere rağmen (yıllar sonra antibiyotik almam, salak bi ihmalkarlık yüzünden kanal tedavisi ile sonuçlanan dental bir operasyon geçirmem; bunlardan bahsetmedim bile) mutluyum. Huzurluyum. Gelecek hafta Halifax Doom Metal'inin 20. yılı babına Paradise Lost ve Anathema bir konser veriyor (aslında turne 3 konserlik, son ayağı İngiltere'de ve My Dying Bride da var, ama lanet olsun 3. dünya ülkesi vatandaşıyım hala)) ve çok sabırsızlanıyorum(aslına bakarsan satabilirim bile). Sanırım eve dönemeyeceğim sabaha kadar konserin gecesinde (zira Krefeld isimli 50km uzakta bir şehirde), ama değecektir diye umuyorum...


Bu gece şehirde festival başladı. Epey sahneler kurulmuş her yerine şehrin, konserler, yılbaşı pazarı tarzı küçük dükkanlar, sosisçiler, şunlar bunlar, bira standları filan.. epey başarılı. Çok güzel bir Funk/Blues grubunun konseirni izleidm bu gece 2 saatten uzun bir süre. Mükemmel eğlendim. Biraz sarhoş oldum filan hatta :) Canlı müziği çok seviyorum ben.

Bu arada, İstanbul'un ufak sürprizlerinden biri de sanırım Begüm'dü. Şu an epey mesafe olsa da, müzikal alışveriş ile yakın tutuyor kendini bana, ve açıkçası bazı zamanlar mutluluğu da. Teşekkürü borç bilirim.


NP: Jewel - Pieces of You (albümsel dinleyiş)

PS: Resimleri eklmeye üşendim, Cumartesi inşallah)
PS: Cefri'ye Ceremi dediğimi farkettim, düzeltmedim; böyle farklı bir havası oldu.